Kypsela’dan İpsala’ya: İlçenin Tarihsel Gelişimi - Öğr. Gör. Haluk KAYICI

Giriş
Son dönemlerde ülkemizde küçük olarak ifade edebileceğimiz ilçe ve hatta köylerin tarihleri ile birlikte ekonomik ve kültürel gelişmelerinin araştırılması giderek önem kazanırken, yerel tarih araştırmaları, ülke tarihimizin bir bütün olarak anlaşılmasına da katkı sağlamaktadır.
İpsala, Marmara Bölgesi’nin Trakya kesiminde, Edirne’ye bağlı, yüzölçümü 753 km² olan bir ilçedir. Kuzeybatıda Meriç, kuzeydoğuda Uzunköprü, doğuda ve güneyde Keşan, güneybatıda Enez ilçeleri ile çevrilidir. Edirne’nin güneybatısında yer alan İpsala, alçak tepelerle engebeleşmiş, dalgalı düzlüklerden oluşan doğal bir yapı gösterir. Kuzey ve doğu kesimlerini 100-300 metre arasında değişen yükseltiler, batı kesimini ise aşağı Meriç ovasının bir parçasını oluşturan İpsala Ovası kapsar.
İpsala adının genel olarak Kypsela’dan türemiş olduğu bilinmekte olup, eski adı farklı kaynaklarda Ypsala-Kipsela (İnalcık, 2006, s. 53), Cypsela (Arrowsmith, 1831, s. 337; Romer, 1998, s. 75; Cramer, 1828, ss. 331-332), سپسالا) Sâlnâme-i Vilâyet-i Edirne (SVE), 1892, s. 314) olarak da belirtilmiştir. Evliya Çelebi’nin (2001) rivayetine göre Süleyman Paşa’nın ordusu burada Cuma namazını kılmak için ilk salâ’yı okuttuğundan adına İpsala denilmiştir (s. 167).
(…) Hudut kumandanlarından Yüzbaşı Osman Bey’in tetkiklerine nazaran bu memleket bal ve arı diyarı olduğundan Rumlar (Arıyeri) anlamına gelen (Kipsala) demişler ve sonraları bu kelime (İpsala)ya çevrilmiştir. Bazıları da fütuhat ordularımızın Çanakkale’den geçerken ip sallar kullandıklarından dolayı buraya İpsala denildiğini söylüyorsa da bu söylenti pek zayıftır. En doğrusu (Kipsala)dır (Kemal, 1933, s. 6).
İpsala’nın varlığının ne kadar eskilere uzandığı bilinmemekle birlikte, İpsala ve civarındaki buluntular ışığında bölgedeki kültürel gelişim süreçlerinin önemli izlerini ortaya koyan yerleşimlerin tarihlendirilmesinin 7500 ve 8000 yılı rahatlıkla aştığı görülmektedir. İpsala sınırları içinde kalan Ortataş Tepe en erken dinî anıt ve belki de Trakya’nın en önemli kült alanlarından biri olarak ön plana çıkmaktadır. Ortataş Tepe üzerinde rastlanan buluntular çok eski bir insan kullanımını gösterdiği kadar, kalkolitik keramik buluntularıyla tarihsel olarak derinlere giden çok erken bir açılım da yapmaktadır (Beksaç ve Beksaç, 2012, s. 4)

Osmanlıların Fethine Kadar İpsala
Büyük Kolonizasyon Dönemi’nde Batı Anadolu’daki Ionia (Miletos, Samos) ve Aiolis (Mytilene, Kyme) bölgeleri ile Orta Yunanistan’daki Megara kent-devleti tarafından Trakya’da kurulan koloniler zamanla gelişip büyük birer kent-devleti statüsüne ulaştılar. Bugün Türkiye Trakya’sı sınırları içinde kalan belli başlı koloniler veya kent-devletleri arasında İpsala da bulunuyordu (Tekin, 2015, s. 230).
M.Ö. 7. yüzyıldan sonra Trakya’da özellikle kıyı bölgelerde yoğunlaşan bir Yunan kolonileşmesi söz konusu olduysa da iç bölgelerde yerli Trak kabilelerinin hâkimiyeti çok güçlü bir biçimde kendisini göstermiştir (Beksaç ve Beksaç, 2012, s. 5). İpsala, Ptolemaios ve (eski) Plinius’da belirtildiği üzere eski bir Trak kentidir. M.Ö. 4. yüzyılda basılmış paraları bulunmuştur. Traklardan Odrisler boyunun güçlü döneminde onların egemenlik alanı kapsamındaydı (Umar, 2003, s. 170). Trak şehirlerinin en büyük ve en mühimlerinden biri Odris krallığı zamanında payitaht olan İpsala idi (Mansel, 1938, ss. 6, 27). Odrislerin hepsi Meriç ve İpsala’dan Odessos-Varna’ya kadar olan yerlere sahiptiler (Erzen, 1994, s. 91).
Bu bölgeye önem veren ve burada üstlenen Hebryzelmis, İpsala’yı M.Ö. 386-384 sürecinde kendisine başkent yapmıştır. Bu Odris kralı adına İpsala’da basılan paralar bu kralın bölgeye verdiği önemin kanıtıdır (Beksaç ve Beksaç, 2012, s. 6). Odrislerin en büyük kralı olan Kotis (M.Ö. 383-360) zamanında Odris hâkimiyeti İpsala’dan Odessos’a kadardı (Mansel, 1938, s. 29). Kotis’te aynı Hebryzelmis gibi İpsala’da üstlenmiştir (Beksaç ve Beksaç, 2012, s. 6). Buna karşılık, M.Ö. 359 dolaylarında bu Trak devletinin Kotis’in oğulları Kersabletnes (Kersobleptes), Berisades ve Madakes (Amadokos) arasında bölüşülmesi sırasında, doğu taraftaki bölümleri alan Kersobleptes’in başkentinin ve bu bölüşmeden önce de onun babası olan Kotis’in de başkentinin de İpsala olduğu bilinmektedir (Erzen, 1994, s. 91).
Daha sonraki süreçlerde Kaeniler olarak bilinen kabilelerle Odrisler arasında yapılan savaşlarda, Makedonya savaşlarında Romalılarla yapılan mücadelelerde İpsala’yı her zaman görüyoruz. Hatta bu savaşlardan birinde Traklar adına savaşan Kales adlı bir Atinalı General Makedonya ordularını İpsala önlerinde yok etti (Beksaç, 2012, ss. 107-109).
İpsala, Makedonyalıların hâkimiyeti altındayken güçlü Selevki (Selevkos/Seleukos) Kralı II. Antiochus Theos (hâkimiyeti M.Ö. 261-246) Trakya’ya geçerek İpsala’ya saldırmıştır (Beksaç ve Beksaç, 2012, s. 7). Makedonya Kralı V. Philippos da yayılmacılık girişimleri sırasında İpsala ile birlikte Enez ve Gelibolu’ya sefer düzenlemiştir (Umar, 2003, s. 171).
Romalıların Selevkileri M.Ö. 188’te mağlup etmesi sonucunda, aynı yıl başkomutan olan Manlius Valso Anadolu seferinden dönerken İpsala’da Trak savaşçıları ordusuna baskın yapmışlardı. Mithradatès savaşları sırasında durumun karışıklığından yararlanıp geniş kapsamlı talan etkinliğine girişen Traklarla M.Ö. 80’li yıllarda çarpışan Romalı general ve devlet adamı Sulla (Gnaeus Manlius), bir ara Filibe’yi aldı, Struma vâdisinden güneye indi ve o sıralarda Trak Beyi Sadalas’ın elinde bulunan İpsala’ya da geldi (Mansel, 1938, ss. 34-35; Umar, 2003, s. 172).
M.Ö. 27’de Roma İmparatoru Agustus (hâkimiyeti M.Ö. 27-M.S. 14) İpsala-Enez hattını Makedonya ile sınır tesis ederek bölgeyi Roma’ya bağlı otonom bir yönetim oluşturan Traklara bırakmıştır. Bölgedeki bu Trak denetimini gösteren bazı kitabeler mevcuttur. Uzun süren ayaklanmalar ve karışıklıklar sonunda tüm Trakya’nın içinde bulunduğu bölge Roma İmparatoru Claudius (hâkimiyeti M.S. 41-54) tarafından M.S. 46 yılında resmen Roma toprağı olarak “Provincia Thracia” adıyla denetim altına alınmıştır. Bu eyaletin başkenti Perintos’tur. Bu tarihten sonra 3. yüzyıla kadar tüm bölge sakin bir yaşam sürmüştür. Daha sonra Trakya’ya yapılan Sarmat saldırıları bölgede önemli etkiler yaratmıştır. 395’te Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı olarak ayrılmasından sonra Doğu Roma’nın idaresinde kalan bölge, Ortaçağ boyunca önemli saldırılara maruz kalmıştır. 10. yüzyıl itibariyle İpsala’nın Metropolitlik olduğu bilinmekte olup, bu durum İpsala’nın önemini göstermektedir (Beksaç ve Beksaç, 2012, ss. 9-10).
İpsala’yı ziyaret edenler arasında Doğu Roma İmparatoru Alexios Komnenos da bulunmaktadır. Peçeneklere karşı yürüttüğü savaş sırasında, 1090 yılında İpsala’ya geldiği bilinmektedir (Komnena, 1996, s. 22). 1088-1091 yılları arasındaki olaylarda Peçenekler, İpsala’nın yanı sıra Enez/Meriç Ağzı, Hayrabolu, Babaeski, Çorlu, Çatalca’da Bizans ile savaşırken, 1189-1242 yılları arasında da Kuman-Kıpçaklar özellikle Ulahlar ve Bulgarlarla işbirliği halinde Makedonya ve Trakya’ya seferler düzenleyip İpsala ve Çorlu’da Bizans’a karşı savaştılar (Özgül, 2010, s. 199).
İpsala “Via Egnatia”nın geçtiği bir bölge olarak da büyük öneme haizdir. Romalıların siyasî amaçlarla yaptırmış olduğu Via Egnatia yani Osmanlıların deyimiyle “Solkol” yolunun Dyrrachium ve Apollonia olmak üzere çifte başlangıç noktası vardı. İtalya ile doğu eyaletleri arasındaki ilişkileri kolaylaştırmayı, askerî ve idarî ihtiyaçları karşılamayı, giderek daha uzak sınırlara yönelen birliklerin hareketini ve yönetimin düzenli işleyişini sağlıyordu. Yolun inşasına M.Ö. 146 tarihlerinde Makedonya Prokonsülü İgnatius zamanında başlandığı için bu yola Via Egnatius adı verilmiştir. Via Egnatia Apollonia'dan doğuya doğru uzanır. Yol, Lychnidos (Ohri), Herakleia (Bitolia), Edessa ve Pella üzerinden Makedonya’nın dağlık bölgelerini kat ediyor, kent merkezine girmeden Selanik’e varıyor ve oradan Doğu’ya doğru devam ediyordu. Daha sonra Pange (Pilav) dağını dolanıyor, Amphipolis (Yeniköy), Philippes ve Neapolis’den (Kavala) geçerek kıyı boyunca ilerliyor, Kypsela’ya (İpsala) ulaşıyor ve Perinthos’dan Bizans/Konstantinopolis’e ya da Hellespont’a (Çanakkale) doğru yöneliyordu. Millerle ölçülerek İpsala’ya kadar sınır taşları ile donatılmış olan yolun toplam uzunluğu 535 mildir (Avramea, 1999, ss. 4-7).

Osmanlılar Rumeli’de
14. yüzyıldan itibaren Osmanlıların Rumeli’ye geçişleri, Türk tarihine yeni bir yön vermesi bakımından büyük önem taşır. Aynı zamanda, bu hadise Avrupa ve dünya tarihine de büyük ölçüde tesir etmiştir.
Orhan Gazi’nin oğlu şehzade Süleyman Paşa Rumeli’ye yerleşince eski Türk geleneğine göre derhal sağ, orta ve sol kolda “uçlar” teşkil ederken, bunlardan üçüncü (sol) uç Meriç vadisinde İpsala, Dimetoka ve Edirne istikametinde yapılan fetihlere uç olmuştur (Öztürk, 1991, s. 24). Fetihler ilerledikçe uçlar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline getiriliyordu (Sezgin, 1999, s. 213).

İpsala’nın Fethi
İpsala’nın fethi hakkında farklı rivayetler mevcuttur. Mehmed Neşrî, Şükrullah Efendi ve Ahmedi’ye göre İpsala, Süleyman Paşa tarafından fethedilmiştir1 .
Aşıkpaşa tarihinde (1970) Süleyman Paşa’nın vefatından sonra ki durum;
(…) Hacı İlbeği sarp Dimetoka hisarını fethetti. Beri yandan Gazi Evrenüz dahi Keşan hisarını almıştı. İpsala’yı dövüp dururdu. şeklinde belirtilirken, Edirne fethedildikten sonra;
(…) Han, devletle Edirne tahtına oturunca lalası Şahin’e Zağra tarafına ve Filibe’ye akın emrini verdi. Evrenüz Gazi dahi vardı, İpsala’yı feth etti. Bunlar yerli yerinde uç beğleri oldular. kaydı mevcuttur (ss. 58-59).
Oruç Beğ, (1972) Süleyman Paşa’nın vefatından sonra Hacı İlbeğ’in Hicrî 760’ta (3 Aralık 1358/22 Kasım 1359) Dimetoka’yı, Evrenüs Beğ’in de Keşan, İpsala ve Fere’yi fethettiğini belirtmiş, aynı eserde Edirne’nin fethinden sonra Evrenüs Beğ’in Hicrî 763’te (31 Ekim 1361/20 Ekim 1362) İpsala’yı feth ettiğini “sonunda İpsala’yı fethettiler” ifadesi ile yazmıştır (ss. 40-41).
F. Giese (1992) neşri olan “Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman”a göre İpsala’nın fethi Süleyman Paşa’nın vefatından sonra gerçekleşmiştir:
(…) Evrenos Beğ Keşan Vilâyetin feth itdi, İpsala’yı dahi bile. Edirne’nin fethinden sonra da;
(…) Ve Evrenos Beğ’e dahi İpsala tarafın virdi. Ve Evrenos Beğ dahi varup İpsala’yı feth itdi. şeklinde bahsedilmektedir (s. 24).
Necdet Öztürk’ün (2000) hazırladığı “Anonim Osmanlı Kroniği”nde de Süleyman Paşa’nın vefatı sonrasında;
(…) Ve Evrenos Beğ dahi Keşan Vilâyetini feth itdi. İpsala’yı dahi döğüp yürürler idi. yazarken, Edirne’nin fethi sonrası için de;
(…) Ve Evrenos Beğ’e dahi İpsala tarafın virdi. Varup İpsala’yı feth itdi. ifadesi mevcuttur (ss. 27-28).
Halil İnalcık (2006) bazı kroniklerde, Süleyman Paşa’nın İpsala’yı fethetmiş olduğu iddiasının şüpheli olduğunu (s. 28), Süleyman Paşa vefat ettiğinde Trakya’da sınırın, batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağı’ndan Marmara tarafında Tekirdağ güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte olduğunu, İpsala ve Tekirdağ’ın, henüz bu sınırın ötesinde kaldığını (İnalcık, 2009, s. 56), Feridun Emecen de (2012) Süleyman Paşa’nın İpsala ile birlikte Tekirdağ ve Vize’yi fethettiği iddiasının bu bölgelere karşı giriştiği sert akınlar dolayısıyla oluşan bir kanaat olduğunu belirtmişlerdir (s. 69).
Bu kayıtlardan anlaşılan İpsala ya Süleyman Paşa’nın vefatından2 sonra fethedilmiş ya da I. Murad döneminde bile hâlâ Bizanslıların elinde olduğuna göre buralara yalnızca saldırıda bulunulmuştur. Kesin olarak teslim alınamayan ve/veya ilk fethinden sonra elden çıkan İpsala, birkaç yıl sonra, Edirne’nin fethi sonrasında (1361) yeniden teslim alınmıştır. Her iki durumda da İpsala’yı iki defa fethetmek Gazi Evrenos Beye nasip olmuştur.
İpsala fethedildikten sonra, Osmanlı Padişahları içerisinde farklı nedenler ile İpsala’ya gelenler olmuştur. Enez’in fethi sırasında Edirne’de bulunan Fatih Sultan Mehmet ordusuyla birlikte İpsala’ya gelirken3 , Sultan IV. Mehmet (Avcı) 23 Ağustos 1665’te İstanbul’a geri dönmek için Edirne’den ayrıldıktan sonra İpsala ve civarında sürgün avları düzenlemiştir (Çelik, 2002, s. 8).

İpsala Hakkında Yazılanlar
Hoca Sadettin Efendi’nin (1992) anlatımına göre İpsala:
(…) Gelibolu ile Malkara’ya üç günlük uzaklıkta ve Rum denizine [Ege] yakın bir yerde kurulmuştur. Gönüllere ferahlık veren bir şehir olup, geniş bir ovası vardır. Güzel sesli kuşların şakımalariyle gülzarları çınlamakta, dört bir yönü gönlü tutkulayan kuş yuvaları, gözleri doyuran yeşilliklerle kaplı bulunmaktadır. Çiftlikleri bir ulu ırmak kıyısında olup, daima misk kokulu rüzgarların esintisi altında cennet bahçelerine örnek olmuştur (s. 94).
Evliya Çelebi de (2001) İpsala’yı ziyaret etmiştir. Onun anlatımına göre İpsala’yı Hicrî 758 (1356/1357) tarihinde Edirne kralı elinden Gazi Süleyman Paşa fethetmiş ve Cuma salâsını burada kıldığından “ibtidâ salâ”dan galat olmak üzere kasabanın adı İpsala namında kalmıştır. Fetihten sonra tekrar Rumların eline düşmüş ise de sonra Gazi Hüdavendigar (I. Murad) zamanında Lala Şahin Paşa (?) marifetiyle fethedilmiştir. Evliya Çelebi’nin bahsettiğine göre İpsala;
(…) Hâlâ Rumeli eyaletinde 150 akçelik kazadır. Yeniçeri serdarı, sipahi kethüda yeri vardır. Meriç, Tunca, Arda nehrinin birleştikleri verimli ve geniş bir mahalde bulunan şirin bir belde olup Ferecik şehrinin doğu tarafında ve araları bir merhale kadar yakındır. İpsala’dan Malkara’ya [Evliyâ Çelebi, Malkara olarak bahsetmiş, ancak Ferecik olmalı] gitmek isteyenler burada gemilere, sallara binip karşıya geçerek yarım saatte vasıl olur. Meriç, deniz gibi büyük bir nehirdir. İpsala’nın evlerinin hepsi kiremit örtülü olup tahtânî ve fevkanî [altlı üstlü] mamur ve müzeyyen hanelerdir. Kervansaraylarından Sultan Süleyman asrında bina olunan Hüsrev Kethüda Kervansarayını Süleyman Han mimarı Sinan bin Abdülmennan [Mimar Sinan] bina etmiştir. Sağlam ve güvenli bir yerdir. Kubbe ve odaları, ıstablları, deve ahırları tamamen çivit [koyu mavi] kurşun ile örtülüdür. Üstâd bu imaretin kapı ve duvarlarına öyle ferhâdî tişeler örmüş ki vasfını anlatmak için lisan aciz kalır. İmaret darüzziyafesi de meşhurdur. Özellikle kış gecelerinde sığınılacak rahat bir yerdir ki içine giren adam hayat-ı câvidan bulur. Zira gece ve gündüz, zengin ve fakir, yaşlı ve gence, birer sini içinde birer tas Gendime çorbası ve her adama birer ekmek ve her gece ocak başına birer şemʻ-i revgân [yağ mumu] ve her at başına birer torba arpa ve her Cuma gecesi birer sini yahni ve pilav, zerde verilir. Hayrat-ı bi-imtinandır. Hâsılı matbah-ı Keykavusî, matbah-ı Selçukiyane benzer bir hayrathanedir. Altmış adet dükkânı olup içinde havâic [ihtiyaç, gerekli şeyler] mevcuttur (ss. 167-168).
Kāmûsu’l-a’lâm ve Memâlik-i Osmâniyyenin Târih ve Coğrafya Lugatı’na göre dönemin İpsala’sı, Edirne Vilayetinin Dedeağaç Sancağında Sofulu kazasına tâbi nahiye merkezi bir kasaba olup, Meriç nehrinin 7 kilometre doğusunda ve Enez’in 37 kilometre kuzeydoğusundadır. Meriç’e dökülen bir çayın üzerinde vâkiʻ ve 3500 ahalisi mevcuttur. Rumeli’nin en evvel fethedilen kasabalarındandır (Sami, 1889, ss. 1115-1116; Cevad, 1313, ss. 132-133).
19 Kasım 1933’te Keşan’ın kurtuluş bayramından sonra Jandarma Müfettişi Miralay Ferit Bey’le birlikte İpsala’ya gelen ve izlenimleri 14 Aralık 1933 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan Ragıb Kemal (1933) İpsala hakkındaki şunları yazmıştır:
(…) 27 kilometre olan (Keşan-İpsala arası) bu yolu tamam bir saat bir çeyrekte aldık. Yolun bir kısmı şosedir. Burada yüzlerce ameleler çalışıyorlardı. Bir taraftan silindiraj yapılıyor ve bir taraftan da kırılan taşlar döşeniyordu. Yolun bir kısmı da tabiî zeminden ibarettir. Bereket versin ki hava güzeldi. Eğer yağmur olsaydı kim bilir ne kadar zahmet çekecektik! Benim ilk defa gördüğüm kasabalardan birisi de burasıdır. Burası büyükcek bir köy manzarasını göstermektedir. Ön tarafı Merice kadar uzanan geniş bir ova ile ve gündoğu tarafı da hafif sırtlarla çevrilmiştir. Hükûmet dairesi ile dispanser, mezbaha, tayyare binası, aygır deposu ve İsmail Efendinin mağazasından başka göze çarpacak bir bina yoktur. Diğerleri hep dam halinde birer katlı ve üzerleri yulaf sapları ile ve kamışlarla örtülü birer köy evleridir. Bir de Alaca Mustafa Paşa’nın minareli, büyük kubbeli bir câmisi vardır. Kasabanın orta yerindeki Sultan Murad’ın Câmisi yıkılmış ve dört tane beyaz sütunları kalmıştır ki bunların tepelerine de leylekler yuva yapmışlardır. Burası 200 sene evvel 13.000 haneli ve (50.000) nüfuslu büyük bir şehir iken bir aralık baş gösteren koleradan ahalisi korkarak buradan kaçmışlar ve birçok muharebeler yüzünden de yavaş yavaş başka taraflara göçmüşlerdir. Burası Balkan harbine kadar nahiye merkezi iken sonraları kazaya çevrilmiş ve bir hükûmet konağının mevcut olmaması dolayısı ile de 331 senesinde kaza merkezi (İbriktepe)ye naklolunmuş ve 335 senesinde kaza merkezi tekrar buraya alınmıştır. Dört sene evvel de (30) bin lira kıymetinde ahali tarafından büyücek bir hükûmet konağı yapılmıştır. Buranın belediyesi kendine göre işler görmektedir. Bir senelik varidatı (2500) lira olduğundan bu para ile çok şeyler yapılamayacağı tabiîdir. Sokaklarda evvelce lâmba ve fener yakılmazken şimdi polis teşkilatı sayesinde (30) fener konmuş ise de bunun elliye iblâğına karar verilmiştir. Kasaba dört mahalleye taksim olunmuş ve bekçi teşkilatı da yapılmıştır. Burada hayat pek ucuzdur, yalnız has ekmek pahalıcadır ve kilosu (9) kuruşadır! Yerli undan yapılan ekmekler ise dört buçuğadır. Sadeyağ yazın (50) ye ve kışın 65’edir. Burma koyun 30 kuruştan (40) çıkmıştır. Buğday 2-2,5 arpa ve mısır kırkar paraya, susam 8’e, âlâ bal (30-35)e, süt yazın 3 ve kışın 5 kuruşa, koyun kaşarı okkası (50) ye ve yağlı beyaz peynir (30) kuruşadır. Meriç’te çok miktarda yayın, sazan ve (Alevrek) balıkları avlanmaktadır. Bu tatlı su balıkları deniz balıkları gibi lezzetlidir. Burada polis teşkilatı yapılması kasabaya çok faydalı olmuştur. Bir kere vukuat namına hiç bir şey işitilmez olmuş ve halk tam mânası ile bir asayiş içinde yaşamakta bulunmuştur. Polis sayesinde sokak ve çarşılarda fenerler dikilmiş ve zulmet içinde yaşıyan sokaklar aydınlatılmıştır. Polisin himmeti ile ayrıca bir bekçi teşkilatı da yapılmış ve bunlara muntazam elbiseler giydirilmiştir. Polis muavini Ali Rıza Efendi ile arkadaşlarının hizmetlerinden halk çok memnundur. Kaymakam Nureddin Beyin himmeti ile burada bir tayyare binası yaptırılmıştır. Tayyare reisi Fettah Efendi’nin bu binanın yapılmasında kaymakam beye en kuvvetli bir yardımcı olduğunu söylediler. Fettah Efendi’nin bu baptaki himmeti şayanı takdirdir. Mumaileyhin çalışkanlığı ve tayyare hasılatının ziyadeleşmesi hususundaki gayreti çok iyi neticeler vermektedir. Tayyare şubesi bu sene (550) liralık bir bütçe ile çalışmakta ve halkın hamiyetlerinden âzamî derecelerde istifade eylemektedir (s. 6).
Hakimiyeti Milliye (1934) gazetesinde belirtildiğine göre, İpsala’da belediye tarafından açılan parka yapılan ilk gazi heykelinin açılışı 2. Umumi Müfettiş İbrahim Tali Bey tarafından yapılmıştır. Bununla birlikte yeni yapılacak olan belediye binasının temel atma merasimi de icra edilmiştir (s. 3).
1950’lerin İpsala’sı hakkında bilgilerin bulunduğu, İsmail Sirke (1953/2014) tarafından yazılmış ve İpsala hakkında yazılan nadir yayınlardan biri olan “Yeşil İpsala” ilk olarak 1953 senesinde yayımlanmıştır. Buradan öğrendiğimize göre 1953’te bugün kullanılan Avrupa yolu daha yeni yapılmaktaydı. İpsala 4 mahalleden ibaret olup, ilçe merkezinde yaşayan ahalinin % 98’i rençberlikle geçiniyordu (s. 10).
1978 tarihli bir makaleye göre;
(…) 30 rakımlı olan kasaba (İpsala), halen dört mahalleden ibaret bulunmaktadır. Halkının büyük kısmı, tarım ve bilhassa çeltik ile iştigal etmektedir. Haritası 1951’de ve îmar planı ise 1952’de yapılmıştır. Kasabanın aynı zamanda mesire mahallerini teşkil eden civarındaki göllerde balıkçı gemileriyle balık avlanır. Kazanın batısını Türkiye-Yunanistan sınırını kapsayan Meriç nehri çevrelemektedir. Dümdüz ve tamamiyle alöviyal geniş ve münbit sahalardan teşekkül eden arazisi batısındaki Meriç nehri ile birleşmek üzere kuzeyden gelen Ergene suyu yer yer bataklıklar vücuda getirmektedir. Ekseriyetle hayvancılık ve tarımla uğraşan halkının baş meşgalesi hayvanî mahsûl alış verişi ile biraz da meyva ticaretine inhisar eder. Kasaba dâhilinde inşaat, taş ve tuğla tarzında olup, damlar çatılı ve kiremit örtülüdür. Edirne’de olduğu gibi nehir bazı yıllarda taşarak kasabayı basmakta ve büyük tahribat yapmaktadır (Erdoğan, 1978, s. 135).
Aynı makalenin yazarı olan Muzaffer Erdoğan’ın (1978) tespitlerine göre geniş ve bereketli toprakları olan İpsala’da bulunan çok eski zamanlardan kalmış iki hamam, İpsala’nın eskiden oldukça mamur bir yer olduğunu ispat etmektedir. Meriç ve Ergene nehirleri taştığında müthiş bir saz ve kamış ormanı türemektedir. Bu sazlardan yapılan hasırlar civar memleketlere satılmakta olup, topraklarında her cins hububat ve bilhassa susam yetişmektedir. En meşhur olarak ise bal ve yağ üretilir. İpsala bilhassa koyun ve sığırların çokluğu ile de ün kazanmıştır. Bunlar külliyetli miktarda Yunanistan’a ihraç olunmaktadır (s. 136).

İlçenin İdarî Gelişimi
Rumeli Eyaleti’nin 1530 tarihli idarî yapılanması içerisinde Paşa Livası (Sofya) Sağkol kazaları içerisinde yer alan İpsala’da Padişah hassının yanı sıra gelirleri İbrahim Paşa, Kasım Paşa ve Behram Paşa’ya ait haslar (Orhonlu ve Göyünç, 1997, s. 268) da vardı. 370 numaralı ve 1530 tarihli Rumeli Vilayeti Muhasebe Defteri’ne göre dönemin İpsala’sı: (370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rûm-ili Defteri (937/1530), 2001, s. 50).
Aynı deftere göre kaza genelinde 1 câmiʻ, 13 mescit ve 1 hamam bulunurken, İpsala merkezi Behram Paşa’ya ait has içerisinde yer alıyordu.
(…) Mart 1530’da Anadolu Beylerbeyiliği’nden Rumeli Beylerbeyiliği’ne atanan Behram Paşa, 22 Mart 1532 (14 Şaban 938) gecesi uykuda iken bir kısım hizmetkârları tarafından katl olunur. Kendisi doğru, ihtiyaç sahiplerine yardımdan hoşlanır, muharebelerde de gözü pek bir devlet adamı olarak tanımlanır (Göyünç, 1990, s. 26).
Ayrıca 1530’da İpsala’da bulunan saray kısraklarına bakan, onları eğiten ve otlarını sağlamakla görevli “Gılmanan-ı Hâdiyan-ı Hassa” unvanı ile belirtilen 16 kişinin var olduğu aynı defterde belirtilmiştir. Bunlar bir nevi kısrak hademeleriydi. 1519 tarihinde varlığı bilinen kısrak hademelerinin sayısı ise 8 olarak kayıt altına alınmıştır (75 Numaralı Gelibolu Livâsı Mufassal Tahrîr Defteri, (925/1519), 2009, s. 141).
1514-1550 döneminde tespit edilen İpsala nahiyesindeki mahalleler ile kazaya bağlı köyler, çiftlikler ve mezralar ise şunlardır: (Sezen, 2013, ss. 61-874).
Köyler : Ahiryanlı, Arab Hızır, Azizler, Bacılar, Bağat-ı Köhne, Balaban, Barağı, Bayatlıviranı/Çavuşlu, Bıyıklı, Büyük Yassıviran, Çavuş, Dügenince/Geligör, Eskikarpuzluk, Gök Hasan, Hasköy/Köpekli, Hatunpınarı/Sarıömer, Hızırca, Hisarlı, Hoca Ali/Karagöz, İbrahimdivane, İldüzen, İnehacı, İsaca, Karacahasan/Korucular, Karpuzburunu, Kemerli, Kolak Ali, Kolak Turud, Korucu, Koruklu (Müselleman-ı Çingane), Köse Ejder, Küçük Yassıviran, Orfana, Orhan, Osmanlı, Ömerce/Rumbeyice, Öyükcek, Rahimi, Sarıcalı, Sevlibey, Sofu Rahman, Şirçe, Turpçular, Ulucak, Umurbey, Uysallar, Yazırlı.
Çiftlikler: İbrahim, İsmailbey ve Resul.
Mezralar: Akarca, Akarca-i diğer, Kızılca Rahman, Muradhisarı, Sofu Rahman.
Mahalleler : Akarca/Kurşunlar, Âşıklar/Hacı Abrı/Âşıklı, Bayrambey (Yörükan-ı Tanrıdağı), Câmi-i Köhne (Yörükan-ı Tanrıdağı), Câmili/Hoca Hamza, Debbağin/Debbağlar, Halife/Hasanhalife, (Yörükan-ı Tanrıdağı), Hoca Hamza (Yörükan-ı Tanrıdağı), Kapucu (Yörükan-ı Vize ve Yörükan-ı Tanrıdağı), Kazancı (Yörükan-ı Vize ve Yörükan-ı Tanrıdağı), Köprü (Yörükan-ı Tanrıdağı), Kurşunlu (Yörükan-ı Tanrıdağı), İdris/Mescid-i Müderris Sinankadı/Müderris (Yörükan-ı Tanrıdağı), Mevlana Müslihuddinhalife, Mübarek (Yörükan-ı Tanrıdağı), Mübarekşah (Yörükan-ı Vize ve Yörükan-ı Tanrıdağı), Serrac İlyas (Yörükan-ı Tanrıdağı), Tabaklar (Yörükan-ı Tanrıdağı).
Diğer yer isimleri; Azizli Mevzii, Karasığır Mandırası (Azizli mevzii), Sinanpaşa Mandırası, Susığırı Mandırası (Şirçe).
Görüldüğü üzere bazı mahallelerde Tanrıdağı ve Vize Yörükleri mevcuttur. Yörüklerin Rumeli’ye geçmeleri Osmanlıların Balkan yarımadasını zaptı ve orada yerleşmeleriyle başlamış, bu iş ilerledikçe, bununla birlikte yörüklerin sayıları ve önemleri artmış, daha sonra da, bunları askerî bir teşkilata bağlamak, kendilerine mahsus bir nizam ve kanun vücuda getirmek lüzumu hâsıl olmuştur (Gökbilgin, 1957/2008, s. 9). Bu yörük teşekküllerinden Tanrıdağı (Karagöz) Yörükleri İpsala’nın da aralarında bulunduğu birçok Rumeli ve Balkan şehir ve kasabalarına dağılmış durumdaydı. Vize Yörükleri ise bugünkü Türkiye’nin Trakya bölümü ile Dimetoka ve Hasköy’de iskân edilmişti (Halaçoğlu, 1989, ss. 638-639). Osmanlı Devleti, Rumeli’ye gönderdiği Yörük topluluklarını yardımcı askerî birlikler halinde teşkilatlandırmıştır. Rumeli Yörüklerinin yardımcı askerî birlikleri arasında Tanrıdağı ve Vize Yörükleri de bulunuyordu. Tanrıdağı Yörüklerinin adının nereden geldiği tartışmalıdır. Vize Yörükleri, yörük yardımcı askerî birlikleri arasında sayıca en az olanıdır (Sümer, 2013, s. 573).
Osmanlı taşra teşkilatının önemli unsurlarından olan ve askerî statüde sayılan yörük, tatar, canbâz, garîb, yaya, müsellem vb. kuruluşlar “ocak” adı altında beş, on, yirmi dört, yirmi beş veya otuzar kişilik gruplara ayrılırdı. Bu kuruluşlar her yıl devlete belli sayıda eşkinci neferi sağlamakla yükümlüydü. Ocak mensuplarının genellikle üçü veya beşi eşkinci, diğerleri ise yamak statüsündeydi (Özcan, 1995, s. 469). Tanrıdağı yörüklerinin İpsala’da 1543’te var olan ocak sayısı 10, 1586 ve 1591 senelerinde ise 12’dir (Gökbilgin, 1957/2008, s. 70).
Bu kayıtlara göre dönemin İpsala’sında Tanrıdağı ve Vize Yörükleri, Kıbtiyan, Müselleman-ı Çingane, ve Canbâzân olarak adlandırılan gruplar yerleşikti. Yörükler gibi Canbâzân’lar da Osmanlı askerî teşkilatı içerisinde bir sınıftır. Canbâzân, savaş başladığında orduya öncülük eder, cesurane bir şekilde kendilerini tehlikeye atmaktan çekinmezlerdi (Gökbilgin, 1993, s. 141).
1691 senesinde Padişahın hatt-ı hümayunu ile yörükler, Evlâd-ı Fâtihân adı altında ve Rumeli’nin sağ, sol ve orta kolunda olmak üzere yeniden yazıldı ve teşkilat hem adını hem de zamanın ihtiyaçlarına göre askerî ve iktisadî şekil ve bünyesini az çok değiştirdi. Bu yeni teşkilat için Hasan Paşa tarafından 1691 senesinden itibaren yeniden sayım yapılarak nefer tespiti yapılmış ve yapılan tespitler Evlâd-ı Fâtihân Piyadeleri Defterine kayıt edilmiştir. Buna göre; İpsala’da; 9 mahallede 23, Abdürrahim’de 1, Yassıviran’da 2, Yassıviran-ı kebir’de 3, Karacahasan’da 4, Sarıcaali’de 18 ve Uysallu köyünde 2 olmak üzere toplam 53 Evlâd-ı Fâtihân Piyade neferi olduğu tespit edilmiştir (Gökbilgin, 1957/2008, s. 70).
16. yüzyılın ikinci yarısında Gelibolu Sancağına bağlanan İpsala (Emecen, 1996, s. 5), 1836 senesinde idarî örgütlenmede yapılan düzenleme ile yeni olarak Edirne Müşirliği adıyla kurulan ve müşirliğine Mustafa Nuri Paşa’nın atandığı geniş bir eyaletin içerisinde kaza statüsü ile yer alırken (Kayıcı, 2014, s. 45), İpsala hakkında ilk bilgilerin verildiği Hicrî 1292/1875 tarihli Edirne Vilayeti salnamesine göre İpsala, Gelibolu Sancağına bağlı Keşan kazasının nahiyesidir (SVE, 1875, s. 79). Daha sonra idarî olarak Gelibolu Livasına bağlı nahiye statüsüne getirilen İpsala (SVE, 1883, s. 185; SVE, 1884, s. 208; SVE, 1885, s. 210), Hicrî 1303/1886 tarihli kayıtlara göre Dedeağaç Sancağının, Sofulu kazasına ait nahiye yapılmıştır (SVE, 1886, s. 205).
İpsala nahiyesinin Sofulu’ya uzaklığı, nüfus ve tarımsal olarak gelişmiş olduğu ve ahalisinin isteği bahsi ile İpsala’nın kaza haline getirilmesi farklı senelerde gündeme gelmiş (BOA, 1888, 1495/103; BOA, 1890, 1757/74; BOA, 1891, 1802/51; BOA, 1899, 2159/35; BOA, 1899, 2284/9; BOA, 1900, 2306/99), ancak bütçeye senelik 100.000 kuruşluk ek yük getireceği ve bunun hazineden karşılanamayacağı sebebiyle defalarca yinelenen bu talep 13 Ağustos 1904 tarihli yazı ile reddedilmiştir (BOA, 1904, 713/32, leff 4). 21 Kasım 1907 tarihli belgeye göre de İpsala ahalisi Edirne Vilayet makamına başvurarak, özellikle kış aylarında Sofulu’ya gidiş yolunda yaşanan müşkülat ve ortaya çıkan masrafların fazlalığından yakınarak bu sefer Keşan kazasına bağlanma isteklerini bildirmişlerdir (BOA, 1907, 1211/65).
1903 yılında da Sofulu’ya bağlı nahiye konumunu devam ettirdiğini gördüğümüz İpsala’da, 1 hükümet konağı, 1 telgrafhane, 1 belediye dairesi, 1 rüşdiye, 1 ilkokul, 12 çeşme, harap vaziyette bir imaret, 5’i mâʻmur 12 câmiʻ, 1 mescit ve 7 köprü mevcuttur. İpsala’ya bağlı olan köyler ise şunlardır: Sarıcaali, Turpçular, Esedce, Koyuntepe, Sarpdere, Kumdere, Ahur, Balabancık, Paşa, Müsellim-i Cedid (Yeni Karpuzlu), Koyunyeri, Korucu, Hıdır ve Kozkırı (SVE, 1903, ss. 1077-1078, 1080).
Sofulu kazasının 3. sınıftan nahiyesi olan İpsala, (Sâlnâme-i Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye (SDAO), 1904, s. 775; SDAO, 1905, s. 848; SDAO, 1906, s. 912; SDAO, 1907, s. 908; SDAO, 1908, s. 908; SDAO, 1910, s. 498;), 1911 ve 1912 devlet sâlnâmelerine göre 2. sınıf nahiye statüsüne yükseltilerek, muvazzaf müdürler tarafından yönetilmiştir (SDAO, 1911, s. 491; SDAO, 1912, s. 511).
I. Balkan Savaşı sonrasında Sofulu [Gümülcine] kazasının elden çıkması nedeniyle Sofulu yerine İpsala 1913’te kazaya dönüştürülmüştür (BOA, 1913, 4219/316385). Aynı tarihli Edirne Vilayetinin idarî teşkilatlanmasını gösteren cetvele göre de Gelibolu Sancağının kazası olduğu görülen İpsala’nın merkez nahiyesi İpsala kasabasıdır. İpsala’ya ait köy ve çiftlikler ise Yapıldak, Hıdır (yahut Sabırlı), Ahur, Küçük Doğanca, Uysallı Çiftliği, Paşa, Koyunyeri, Simidli Çiftliği, Karpuzlu (Müsellim-i Cedid), Esedce, Kulaklı Çiftliği, Kozkırı, Kumdere, Bıyıklı Çiftliği, Kocahıdır, Sarpdere, Paşalı Çiftliği, Koyuntepe, Korucu, Orfana Çiftliği, Üçevli Çiftliği’dir. (329 senesi zarfında nâm ve irtibâtları tebdîl ve teşkîlâtları tâʻdil olunan mahaller ile Edirne Vilâyeti’nin teşkîlât-ı umûmiyyesini müşʻir cetveldir, 1330, s. 23).
Aynı cetvele göre günümüzde İpsala’nın köyü olan İbriktepe de nahiye statüsüne yükseltilmiş olup, Kozköy, Karaağaç, Sarıcaali, Harala, Tevfikiye, Turpçular, Balaban, Sultan, Hacıköy, Kavak Ayazası, Balabancık, Pazardere ve Balaban Koru (Tatar) köyleri bu nahiye idaresindeydi (329 senesi zarfında nâm ve irtibâtları tebdîl ve teşkîlâtları tâʻdil olunan mahaller ile Edirne Vilâyeti’nin teşkîlât-ı umûmiyyesini müşʻir cetveldir, 1330, s. 23).
Gazeteci Ragıp Kemal İpsala’da hükümet konağı olmadığından dolayı kaza merkezinin İbriktepe’ye nakledildiğini belirtmişse de, arşiv belgesine göre İpsala kasabasının bataklık olması ve havasının temiz olmaması nedeniyle gelişmediği, kaza idarî sınırlarının ortalarında yer alan İbriktepe’ye kaza merkezinin taşınmasının her yönden iyi olacağı lüzumlu görülmüş ve bunun üzerine 9 Eylül 1914’te kaza merkezi İpsala kasabasından, İbriktepe’ye aktarılmıştır (BOA, 1914, 1509/1332). Ayrıca İpsala’da bir hükümet konağı olduğu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi kataloğunda bulunan bir fotoğraftan anlaşılmaktadır.
Yaklaşık dört sene İbriktepe İpsala’nın kaza merkezi olarak kaldıktan sonra 11 Teşrîni Sânî 1334/11 Kasım 1918 tarihli irâde-i seniyye ile İpsala kazası merkezi yeniden İpsala kasabasına nakledilmiştir (BOA, 1918, 125/21).
1918’de Gelibolu Sancağının İpsala kazasında kaim-makam Ahmed Refik Efendi olup, diğer yöneticileri ise şunlardır: (SDAO, 1918, s. 486-487).
Kadı: Ahmed Feyzi Efendi
Müftü: Abdülgaffur Efendi
Hâkim: Hafız Derviş Efendi
Hâkim Muavini: Mehmed Sabri Efendi
Müddeî Umûmî: Hüseyin Efendi
Müstantik: Mahmud İkbal Efendi
Telgraf Müdürü: Avni Efendi
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1 nahiye ve 20 köyü olan bir kaza olarak Gelibolu Vilayetine bağlı olan İpsala (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sâlnâmesi-1925/1926, s. 777), 1926 yılında yapılan yeni idarî düzenleme ile nahiye merkezi durumuna getirilerek Edirne Vilayetinin Keşan kazasına bağlı hale gelmiştir (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sâlnâmesi- 1926/1927, s. 562).
İdarî yönden uzun yıllar boyunca sık sık değişikliğe uğrayan İpsala, 28 Mayıs 1928 tarih ve 900 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 1282 sayılı “On kaza teşkiline dâ’ir kanun” ile Edirne’ye bağlı kaza statüsüne getirilmiş ve halen bu konumunu devam ettirmektedir (Resmî Gazete, 1928, ss. 5215-5216).
Yeni harfler ile yayınlanmış ilk Devlet Sâlnâmesi’ne göre İpsala’nın kaza olduktan sonra ilk kaim-makamı Ali Fuat Bey olup, Mal Müdürü Ali Rıza Bey, Posta ve Telgraf Müdürü ise M. Behaettin Bey’dir (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Yıllığı, 1928/1929, s. 250).

Nüfus
1519’da 14 mahalleden oluşan İpsala’da toplam nüfus 537 hane (yaklaşık 2.685 kişi) ve 169 mücerred (bekâr)den oluşurken (Taş, 2009, s. 47), 1530’da İpsala kazası genelinde avarız hanesi olarak belirtilen 964 Müslüman, 243 gayrimüslim ile 229 Müslüman bekâr ve 11 gayrimüslim bekâr hanesi var idi. Avarızdan muaf hane sayısı ise 92’dir (370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rûm-ili Defteri (937/1530), 2001, s. 50). Osmanlılarda bir nüfus ve vergi birimi olan hanenin kaç kişilik bir aileyi ifade ettiği tartışmalıdır. Ömer Lütfi Barkan haneyi yani aileyi 5 kişi olarak kabul etmiş, bu teklif sonradan pek çok kimse tarafından benimsenmiştir. Bununla beraber hane katsayısının bu miktardan daha az veya daha fazla olduğunu kabul edenler de vardır (Göyünç, 1997, ss. 553-554; Faroqhı, 2009, ss. 92-103). Hane sayısını 5 olarak kabul ettiğimizde, 1530’da İpsala kazası genelinde (40 köy ve İpsala merkezi) 4.820 Müslüman, 1.215 gayrimüslim yaşamaktadır. Avarızdan muaf hanelerin nüfus sayısı da 460 kişi olarak hesaplanabilir. Bekârlar ile birlikte tüm kazanın ortalama nüfusunu 6.735 kişi olarak belirtebiliriz.
1831’de yapılan ilk nüfus sayımında İpsala’da Cemil Efendi görev yapmış ve sadece erkeklerin sayıldığı bu ilk sayımda İpsala’nın 955 İslam ve 1.512 reaya (Rum) olmak üzere toplam 2.467 kişiden oluşan nüfusunun olduğu tespit edilmiştir6 . Erkekler kadar kadın nüfus olduğu kabul edilirse yaklaşık olarak İpsala’da 5.000 kişinin varlığından bahsedebiliriz.
20. yüzyıl başlarında İpsala merkezinde 1.000 ve köylerinde 2.330 hane olup nahiyenin toplam nüfusu 16.650’dir (SVE, 1901, s. 465). İpsala’nın kaza merkezi yapılması hakkında mevcut bir arşiv belgesine göre 1903 senesinde İpsala kasabasının merkezinde kadın ve erkek olarak 8.322 Müslüman ve 1.102 gayri Müslim nüfus, 2.394 hanede yaşıyordu (BOA, 1903, 713/32, leff 2). 1914’te 11.296’sı Müslüman ve 7.007’si Rum olmak üzere İpsala merkez ve köylerinin toplam nüfusu 18.303’tür (Karpat, 2010, ss. 358-359).
1965’te İpsala’nın merkez nüfusu 6.544 (3.720 erkek-2.824 kadın), ilçenin toplam nüfusu ise 28.684 (15.011 erkek-13.673 kadın) olup (https://biruni.tuik.gov.tr/nufus80app/ idari.zul?yil =1965), 2000 genel nüfus sayımında ise ilçe merkezinin 4.740 erkek, 3.731 kadın olmak üzere toplam nüfusu 8.471’dir. Aynı sayıma göre İpsala ilçesinde 33.564 kişi (17.728 erkek-15.836 kadın) yaşıyordu (https://biruni.tuik.gov.tr/nufusapp/idari.zul) 2014 yılına ait Adrese Dayalı Kayıt Sistemi’ne göre ise ilçe merkezinin nüfusu 8.578 (4.647 erkek-3.931 kadın), ilçe genelinin nüfusu ise 28.915 (15.052 erkek-13.863 kadın)’dır (http://www.tuik.gov.tr/VeriTabanlari.do?ust_id=109&vt_id=28#).
Günümüzde Esetçe ve Yeni Karpuzlu, İpsala ilçesine bağlı belde statüsünde olup (http://www.ipsala.gov.tr/bolum_goster.asp?BolumID=2), İpsala ilçesinin köyleri ise; Ahır, Aliçopehlivan (Koyunyeri), Balabancık, Hacı, Hıdır, İbriktepe, Karaağaç, Kocahıdır, Korucu, Koyuntepe, Kumdere, Küçükdoğanca, Paşa, Pazardere, Sarıcaali, Sarpdere, Sultan, Tevfikiye, Turpçular ve Yapıldak’dır (http://www.ipsala.gov.tr/bolum_goster.asp?BolumID=3).

İlçenin Tarihi Eserleri
İpsala’da Osmanlı döneminden günümüze kalan taşınmaz yapı sayısı oldukça azdır. Bunlardan 15. yüzyılda yapıldığı bilinen Alaca Mustafa Paşa Câmii halen faaliyet gösteren tek ibadethanedir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi kataloğunda mevcut Alaca Mustafa Paşa Câmii’ni gösteren bir fotoğrafın altında eski yazı olarak “İpsala kazasında vâkiʻ Sultan Murad Hân-ı Sânî Hazretlerinin inşâ-gerdesi olan câmiʻ-i şerifinin resmidir” ibaresi kayıtlıdır. II. Murad’ın İpsala’da bir câmi olduğu, bunun ayrıca evkafı olmayıp Edirne’de Murâdiye Vakfına bağlandığı, İpsala’daki dört köyün de (Osmanlû, Hisarlû, Çavuş, Elücek) Murâdiye evkafı olarak kaydedildiği bilinmektedir. M. Tayyib Gökbilgin’e (1952/2007) göre bu câmi;
(…) çok eskiden ortadan kalkmış olacak ki, Bâdi Ahmed Efendi bundan hiç bahsetmemektedir. (s. 220). Fotoğrafın altındaki yazı muhtemelen sehven yazılmış olmalıdır.
Yine 15. yüzyıl eseri olan bir hamamın sadece orijinal olarak kubbeleri kalmıştır. Evliya Çelebi’nin de överek bahsettiği Hüsrev Kethüda Kervansarayının ise sadece duvar kalıntıları günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Yeni Karpuzlu beldesinde 1883’te yapılan ve halen ibadete açık bir câmi ile İpsala’nın köylerinden Aliçopehlivan’da 20. yüzyıl başlarında yapılmış harap bir câmi mevcuttur. Yine İpsala merkezde Osmanlı döneminden kalan bir su kemeri bulunmaktadır (Edirne Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri II. 2013, ss. 296-302).
Hüsrev Kethüda Kervansarayından başka İpsala merkezinde bugün hiçbir izi kalmamış olan Nalbandoğlu Kervansarayı da bulunuyordu (Sezen, 2013, s. 609).

Çeltik
Hoca Sadettin Efendi ve Evliya Çelebi’nin de bahsettiği İpsala ovası, günümüzde daha çok çeltik ürünü ile anılmaktadır. İsmail Sirke’nin (1953/2014) 1953’te belirttiğine göre;
(…) Yirmi sene ilersi [öncesi] İpsala’da, çeltiğin ne olduğunu kimse bilmezken, bugün için herkes çeltik ekmektedir. Bunlardan sermayesi olmayanlar, üç beş kişi bir araya gelip bin bir zorluk ve meşakkate katlanarak çeltik ekerler. Meriç ve Ergene nehri altları ve göl ayakları hep çeltik yeri olarak kullanılmaktadır (s. 19).
Bu satırlardan anlaşılan İpsala’da çeltik ekimine 1930’ların ortalarında başlanılmıştır.
Özellikle Meriç nehrinin taşkın olduğu dönemlerde ovayı istila eden suların önüne geçilememesi çeltik üreticilerinin en büyük sorunu olurken, o yıllarda yaşanılan diğer sorunlar Kasım 1948’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşınmış, Edirne Milletvekili Fethi Erimçağ İpsala’da çeltik ekimi hakkında Tarım Bakanlığı’ndan bilgi talep etmiştir (Ulus, 1948, s. 2). Sorunları bir araya gelerek çözmek isteyen İpsalalı çeltik üreticileri de 1949’da bir araya gelerek amacı;
(…) Türkiye’de çeltik ziraatını diğer Avrupa memleketlerinde olduğu gibi tedricen fennî ve teknik esaslar dairesinde inkişaf ettirmek ve çeltik ziraatını hava değişikliklerine ve tesadüfe bağlı bir talih ve tecrübe oyunu şeklinden kurtarmak suretile hem memlekete ve hem de çeltikçilere faydalar sağlamaktır olan, merkezi İpsala’da Saraç İlyas mahallesinde bulunan Trakya Çeltikçiler Derneği’ni kurmuşlardır (Trakya Çeltikçiler Derneği Ana Tüzüğü, 1949, s. 3).
Çeltik, bugün de ilçenin en önemli gelir kaynağı olmasının yanı sıra tanıtımı için de en önemli markasıdır.

Sonuç
Edirne’nin küçük ilçelerinden biri olan İpsala, oldukça eski bir tarihe sahiptir. İpsala ve civarındaki buluntular ışığında bölgedeki kültürel gelişim sürecini ortaya koyan yerleşimlerin tarihlendirilmesinin 7500 ve 8000 yılı aştığı görülmektedir. Çok farklı medeniyetlerin hâkimiyet alanında bulunan ilçe, bundan dolayı oldukça fazla tarihî vakaya tanıklık etmiştir. Büyük Kolonizasyon Dönemi’nde belli başlı koloniler veya kent-devletleri arasında yer alan ilçe, aynı zamanda eski bir Trak kentidir. Odris Krallarının başkentliğini yaptığı dönemde İpsala önlerinde mühim savaşlar gerçekleşirken, Via Egnatia’nın geçtiği bir bölge olarak da büyük öneme sahiptir. Osmanlıların Rumeli’ye geçişleri, Türk tarihine yeni bir yön vermiş, bu hadise Avrupa ve dünya tarihine de büyük ölçüde tesir yapmıştır. Osmanlıların deyimiyle Solkol yolu üzerindeki bölge, Dimetoka ve Edirne istikametinde yapılan fetihlere uç olmuştur. İpsala’nın fethi hakkında Osmanlı tarihini yazan kaynaklarda farklı rivayetler mevcuttur. Bu kayıtlar ayrı ayrı değerlendirildiğinde ortaya çıkan neticeye göre, İpsala ya Süleyman Paşa’nın vefatından sonra fethedilmiş ya da I. Murad döneminde bile hâlâ Bizanslıların elinde bulunması sebebiyle buralara yalnızca saldırıda bulunulmuştur. Kesin olarak teslim alınamayan ve/veya ilk fethinden sonra elden çıkan İpsala, birkaç yıl sonra, Edirne’nin fethi sonrasında (1361) yeniden teslim alınmıştır. Her iki durumda da İpsala’yı iki defa fethetmek Gazi Evrenos Beye nasip olmuştur. Enez’in fethi sırasında da Fatih Sultan Mehmet ve ordusunun konakladığı İpsala’da, Sultan Avcı Mehmet de sürgün avı düzenlemiştir. Gönüllere ferahlık veren bir yer olarak bahsedilen İpsala, uzun seneler boyunca Osmanlı sarayına kısrak yetiştirilen bir bölge olmuştur. Osmanlı dönemi kayıtlarına göre İpsala’da Tanrıdağı ve Vize Yörükleri, Kıbtiyan, Müselleman-ı Çingane, ve Canbâzân olarak adlandırılan gruplar yerleşikti. 16. yüzyılın ikinci yarısında idarî olarak Gelibolu Sancağına bağlanan İpsala, 19. yüzyılın sonlarına doğru nahiye olarak Dedeağaç Sancağına ilhak ettirilmiştir. Balkan Savaşı sonrasında kaza statüsüne getirilen ilçe, sonrasında yeniden nahiye olurken, Cumhuriyetin ilanı sonrası kaza haline getirilmiş ve halen bu konumunu devam ettirmektedir. Tarih boyunca kasaba nüfusu belirli bir büyüklükte kalmış ve artmamıştır. Bu durumun en önemli nedeni bulunduğu coğrafî konumun ekonomik faaliyetleri ve özellikle tarımı sınırlandırmasıdır. İpsala’da Osmanlı döneminden günümüze kalan taşınmaz yapı sayısı oldukça azdır. Ancak, çok eski zamanlardan kalmış iki hamam, İpsala’nın eskiden oldukça mamur bir yer olduğunu ispat etmektedir. Evliya Çelebi’nin överek bahsettiği, Mimar Sinan’ın eseri olan Hüsrev Kethüda Kervansarayının sadece duvar kalıntıları günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Büyük ölçüde İpsala’yı oluşturan geniş ve bereketli ova, günümüzde çeltik ile anılmaktadır. 1930’dan sonra ekimi yapılmaya başlanan çeltik, halen ilçenin en önemli tarım ürünü ve markasıdır.

KAYNAKÇA
75 Numaralı Gelibolu Livâsı Mufassal Tahrîr Defteri, (925/1519). (2009). Ankara:Devlet Arşivleri.
329 senesi zarfında nâm ve irtibâtları tebdîl ve teşkîlâtları tâʻdil olunan mahaller ile Edirne Vilâyeti’nin teşkîlât-ı umûmiyyesini müşʻir cetveldir. (1330). İstanbul:Hilâl.
370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rûm-ili Defteri (937/1530). (2001). Ankara:Devlet Arşivleri.
Ahmedî, İskendername, Yaşar Akdoğan (Haz.), Kültür Bakanlığı e-kitap, http:// ekitap .kulturturizm .gov.tr / Eklenti /10667,ahmediskendernameyasarakdoganpdf.pdf?0, 6990. Beyit. Erişim tarihi: 13 Aralık 2015.
Anonim Osmanlı Kroniği (1299-1512). (2000). Necdet Öztürk (Haz.). İstanbul:TDAV.
Arrowsmith, A. (1831). A Compendium of Ancient and Modern Geography. London:E. Williams.
Aşıkpaşaoğlu. (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi. Atsız. İstanbul:MEB.
Avramea, A. (1999). MÖ 2. Yüzyıl ile MS 6. Yüzyıl Arasında Via Egnatia'nın Güzergahı ve İşlevi. Elizabeth A. Zacharıadou (Ed.). Sol Kol, Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia (1380- 1699). (s. 4-7). İstanbul:Tarih Vakfı.
Beksaç, E., Beksaç, Ş. N. (2012). Keşan ve Çevresinin Trakya’nın Erken Tarihindeki Yeri. Yöre, 145, 3-11.
Beksaç, E. (2012). Dünden Bugüne İpsala, Yöre, 151-152-153, 107-109.
BOA, DH. MKT. 1495/103, 08 B. 1305 (21 Mart 1888).
BOA, DH. MKT. 1757/74, 18 M. 1308 (3 Eylül 1890).
BOA. DH. MKT. 1802/51, 13 C. 1308 (24 Ocak 1891).
BOA. DH. MKT. 2159/35, 29 Ş. 1316 (12 Ocak 1899).
BOA. DH. MKT. 2284/9, 10 Ş. 1317 (14 Aralık 1899).
BOA. DH. MKT. 2306/99, 15 L. 1317 (16 Şubat 1900).
BOA. DH. MKT. 713/32, leff 4, 01 C. 1322 (13 Ağustos 1904). BOA. DH. MKT. 1211/65, 15 L. 1325 (21 Kasım 1907).
BOA. BEO. 4219/316385, 03 Za. 1331 (4 Ekim 1913). BOA. İ. DH. 1509/1332, 18 L. 1332 (9 Eylül 1914).
BOA. DH. UMVM. 125/21, 19 S. 1337 (24 Kasım 1918).
BOA. DH. MKT. 713/32, leff 2, 26 S. 1321 (24 Mayıs 1903).
Cevad, A. (1313). Memâlik-i Osmâniyyenin Târih ve Coğrafya Lûgati, İstanbul:Mahmud Bey.
Cramer, J. A. (1828). A Geographical and Historical Description of Ancient Greece. Oxford: Oxford at the Clarendon Press.
Çelik, Ş. (2002). Osmanlı Padişahlarının Av Geleneğinde Edirne’nin Yeri ve Edirne Kazasındaki Av Alanları (Hassa Şikâr-Gâhı). XIII. Türk Tarih Kongresi, III, 8.
Edirne Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri II. (2013). Edirne:Edirne Valiliği.
Emecen, F. M. (1996). Gelibolu. TDV İslam Ansiklopedisi (C. 14. s. 5). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Emecen, F. M. (2010). Süleyman Paşa. TDV İslam Ansiklopedisi (C. 38. s. 96). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Emecen, F. M. (2012). İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası (2. Baskı). İstanbul:Timaş.
Erdoğan, M. (1978). Osmanlı Devrinde Trakya Âbidelerinde Yapılan Îmar Çalışmaları. Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, 6-7, 135.
Erzen, A. (1994). İlkçağ Tarihinde Trakya Başlangıçtan Roma Çağına Kadar, İstanbul:Arkeoloji ve Sanat. Evliyâ Çelebi, (2001).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi V.Kitap. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin (Haz.). İstanbul: YKY.
Faroqhı, S. (2009). Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir, (3. Basım). Zeynep Altınok (Çev.). İstanbul:Tarih Vakfı.
Giese, F. (1992). Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman, Nihat Azamat (Haz.). İstanbul:Marmara Üniversitesi.
Gökbilgin, M. T. (1952/2007). XV. ve XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası, Vakıflar-MülklerMukataalar. (2. Baskı). İstanbul:İşaret.
Gökbilgin, M. T. (1957/2008). Rumeli’de Yürükler, Tatarlar ve Evlâd-ı Fâtihân. (2. Baskı). İstanbul:İşaret.
Gökbilgin, M. T. (1993). Canbâzân. TDV İslam Ansiklopedisi. (C. 7. s. 141). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Göyünç, N. (1990). Taʾrih Başlıklı Muhasebe Defterleri. Osmanlı Araştırmaları X, 26.
Göyünç, N. (1997). Hane. TDV İslam Ansiklopedisi (C. 15. ss. 553-554). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Hakimiyeti Milliye, (1934, 6 Haziran). 3.
Halaçoğlu, Y. (1989). XVI. Yüzyılda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakımdan Balkanlar’da Bazı Osmanlı Şehirleri. Belleten, 207-208, 638-639.
http://www.tuik.gov.tr/VeriTabanlari.do?ust_id=109&vt_id=28#. Erişim tarihi: 19 Aralık 2015.
http://www.ipsala.gov.tr/bolum_goster.asp?BolumID=2. Erişim tarihi: 20 Aralık 2015.
http://www.ipsala.gov.tr/bolum_goster.asp?BolumID=3. Erişim tarihi: 20 Aralık 2015.
https://biruni.tuik.gov.tr/nufus80app/idari.zul?yil=1965. Erişim tarihi: 19 Aralık 2015.
https://biruni.tuik.gov.tr/nufusapp/idari.zul. Erişim tarihi: 19 Aralık 2015.
İnalcık, H. (2006). Polunya (Apollunia)-Tanrı-Yıkdığı Osmanlı Rumeli Fetihleri Kronolojisinde Düzeltmeler (1354-1371). Zeynep Tarım Ertuğ (Ed.). Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoğlu’na Armağan. (s. 53). İstanbul:İstanbul Üniversitesi.
İnalcık, H. (2009). Devlet-i ʻAliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I (10. Baskı). İstanbul:İş Bankası.
Karal, E. Z. (1990). Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831. (2. Baskı). Ankara:DİE.
Karpat, K. H. (2010). Osmanlı Nüfusu 1830-1914. İstanbul:Timaş.
Kayıcı, H. (2014). Sâlnâmelere Göre İdarî, Sosyal ve Ekonomik Yapısıyla Edirne Sancağı. Edirne:Edirne Valiliği.
Kemal, R. (1933, 14 Birinci Kânun). Memleket Haberleri. Vakit Gazetesi, s. 6.
Komnena, A. (1996). Alexiad Malazgirt’in Sonrası. Bilge Umar (Çev.). İstanbul:İnkılap.
Mansel, A. M. (1938). Trakyanın Kültür ve Tarihi, İstanbul:Resimli Ay. Neşri, M. (1983).
Neşrî Tarihi I. Mehmet Altay Köymen (Haz.). Ankara:Kültür ve Turizm Bakanlığı.
Neşri, M. (2008). Cihânnümâ [6. Kısım: Osmanlı Tarihi (687-890/1288-1485)], Necdet Öztürk (Haz.). İstanbul:Çamlıca.
On kaza teşkiline dâ’ir kanun. (1928, 28 Mayıs). Resmî Gazete, 5215-5216.
Orhonlu, C., Göyünç, N. (1997). Has. TDV İslam Ansiklopedisi. (C. 16. s. 268). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Oruç Beğ. (1972). Oruç Beğ Tarihi. Atsız (Haz.). İstanbul:Tercüman.
Özcan, A. (1995). Eşkinci. TDV İslam Ansiklopedisi. (C. 11. s. 469). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
Özgül, V. (2010). 16. Yüzyıl Öncesinde Dimetoka Kızıl Deli ve Balabanlılar. Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 53, 199.
Öztürk, N. (1991). Osmanlılar’ın Rumeli’ye Geçişi ve Gelibolu’nun Fethi. Türk Dünyası Tarih Dergisi, 52, 24.
Romer, F. E. (1998). Pomponius Mela’s Description of the World. Michigan:The University of Michigan Press.
Sami, Ş. (1889). Kāmûsu’l-a’lâm II. Cilt. İstanbul:Mihran.
SDAO. 1904/1322 Hicrî. 775.
SDAO. 1905/1323 Hicrî. 848.
SDAO. 1906/1324 Hicrî. 912.
SDAO. 1907/1325 Hicrî. 908.
SDAO. 1908/1326 Hicrî. 908.
SDAO. 1910/1326 Mâlî. 498.
SDAO. 1911/1327 Mâlî. 491
SDAO. 1912/1328 Mâlî. 511.
SDAO. 1918/1333-1334 Mâlî. 486-487.
Sezen, T. (2013). Osmanlı Yer Adları: I (Rumeli Eyaleti (1514-1550). Ankara:Devlet Arşivleri.
Sezgin, İ. (1999). Osmanlıların Rumeli’ye Geçişi ve İlk Fetihler. Osmanlı, 1, 213.
Sirke, İ. (1953/2014). Yeşil İpsala. (2. Baskı). Edirne:Ceren.
Sümer, F. (2013). Yörükler. TDV İslam Ansiklopedisi. (C. 43. s. 573). İstanbul:Türkiye Diyanet Vakfı.
SVE. 1875/1292 Hicrî. 79.
SVE. 1883/1300 Hicrî. 185.
SVE. 1884/1301 Hicrî. 208.
SVE. 1885/1302 Hicrî. 210.
SVE. 1886/1303 Hicrî. 205.
SVE. 1892/1309 Hicrî. 314.
SVE. 1901/1317 Mâlî. 465.
SVE. 1903/1319 Mâlî. 1077-1078, 1080.
Şakir-Taş, A. N. (2009). Adrianopol’den Edirne’ye Edirne ve Civarında Osmanlı Kültür ve Bilim Muhitinin Oluşumu (XIV.-XVI. Yüzyıl). İstanbul:Boğaziçi.
Şükrullah Efendi, (2013). Behcetü’t Tevârih. Hasan Almaz (İnc.-Çev.). İstanbul:Mostar.
Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş (9. Baskı). İstanbul:İletişim.
Trakya Çeltikçiler Derneği Ana Tüzüğü. (1949). 3
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sâlnâmesi. 1925/1926. 777.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sâlnâmesi. 1926/1927. 562.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Yıllığı. 1928/1929. 250.
Ulus, (1948, 10 Kasım). 2.
Umar, B. (2003). Trakya. İstanbul:İnkılâp





Ek Resimler
Bu içerik 06.03.2017 tarihinde yayınlandı ve toplam 690 kez okundu.